20 Mayıs 2012 Pazar

SON DAKİKA HABERLERİ :

Üçüncü kez "Operadaki Hayalet"

Kerem Akça, New York’ta üçüncü kez izlediği ‘The Phantom of the Opera’ müzikalini değerlendirdi

Herkesin bir kültü vardır. Defalarca kez izleyip asla doyamadığı, bütün eksiklerine karşın toz konduramadığı... Benim de kültüm ‘The Phantom of the Opera’nın (Operadaki Hayalet) müzikal tiyatrosu. Daha önce iki kere izlediğim bu çok boyutlu gösteriyi, New York’ta 20’yi aşkın yıldır sahnelendiği salonda geçen hafta üçüncü kez deneyimledim. İşin ilginci eskimeyen aşk hikayesi, sınıfsal mücadeleye dair unutulmaz alt metinleri, akılda yer eden ezgileri, Broadway sahnesini aşan görkemi, ikiyüzlülük üzerinden kurduğu canavar yorumu ve doyulmaz koreografileri ile halen zamanının ilerisinde olmayı sürdürüyor. Lafın özü Gaston Leroux’nun aristokrasi-proletarya çekişmesini ‘öteki’ kaynaklı anlatan romanından Andrew Lloyd Webber’in 1986’da yarattığı müzikal halen içine katılma isteği uyandırıyor. Üçüncü kez de olsa, elli üçüncü kez de olsa aynı zevkle kendini izlettirmeyi başarıyor. Yoksa sadece ben mi öyle düşünüyorum? O da mümkün!
 
 
 
Gaston Leroux’nun sanayi devriminin hemen ardından belki de ‘ağıt’ ya da ‘alegori’ amaçlı yazdığı hafif gotik romanı Operadaki Hayalet (The Phantom of the Opera), kendine sinemada da çokça temsil bulmuş bir ürün. Yayınlandığı 1909 yılının ardından 1925 tarihli Lon Chaney’li uyarlama ile meşhur oldu işin doğrusu. Zira bu yapıt, o dönemde gerçek anlamda canavar ihtiyacı duyan ve vampir, frankenstein, kurt adam gibilerini kullanan stüdyoların ‘korku’ açığını kapatmaya yaramıştı.
Bu haberi paylaşabilirsiniz


Bu habere yorum yapabilirsiniz

:

:

GÖNDER


Anket

En yaşanılabilir şehir


Trabzon
Rize
Sinop
Artvin
Ordu
Facebook

2011 KRTHaber.com